- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1949 yılında Gökçebey’de doğdum. İlkokulu Gökçebey’de Ortaokulu Devrek’te bitirdim. 1964 yılında Zonguldak genelinde bir Çelikel Lisesi bir de Ereğli’de yeni yapılan lise vardı. Ben Ereğli’ye tahsilimi yapmak uzere geldim. Lise sonrasında Erdemir’e girdim askerlik sonrası tekrar Erdemir Dış Alımlar Mudurluğu’nde işe başladım. Evliyim ve universitede okuyan bir kızım, TED Koleji’ne giden bir oğlum var.
- Peki, Erdemir’i bırakarak baba mesleği bu sektöre geçmeniz nasıl oldu?
Erdemir’de çalışırken babam rahmetli Tahir Çanakçı Gökçebey’de kuçuk bir atölyede kuçuk seramik mamuller ureten bir işletmeyi kardeşlerimle birlikte götururken bu işin buyutulmesi, geliştirilmesi noktasında bana ihtiyaç duyduğunu belirtince hiç duşunmeden Erdemir’den tazminatı mı da almadan istifa ettim, bir sure kardeşlerimle çalıştıktan sonra 1986 yılında çok sevdiğim Ereğli’ye seramik işini yapmak uzere geldim.
- Ereğli’de bu işe sıfırdan başladınız yani. Bugune kadar gelen sureçten biraz bahseder misiniz?
O dönemlerde bu işi yapacak uygun yer bulmakta zorlandım. Bir gun sınıf arkadaşım rahmetli Edebiyat Öğretmeni Leyla Yıldızhan’la bir konuşmamızda durumumdan, yapmak istediğim işten ve yer bulamadığımdan bahsedince, Erdemir Caddesindeki evlerinin bodrum katında bu işi yapmama izin verebileceğini söyledi.
- Yer sorununu çözmek sizi mutlu etmiştir herhalde…
O anda dunyalar benim oldu suratle bu bodrum katını seramik, vitrifiye uretimine geçebilecek şekilde tadilatını yaptım araç, gereç, ve makineleri ve fırın sistemlerini kurdum.
- İlk uretiminizi ne zaman gerçekleştirdiniz?
1986 yılının başlarında kiraladığımız bodrum katında uretime geçebilmek için hummalı bir çalışma içine girdik. Özellikle hammadde konusunda çok buyuk sıkıntılar çektik. Bu sektörun buyukleri kendine rakip yaratmamak için hammadde piyasasını da tekellerine almışlardı. Buyuk uğraşlar sonrasında ki bu beş ayımızı aldı çok az miktarda da
olsa bir yerden ilk mamulu uretmek uzere hammaddemizi almıştık. Heyecanımız daha da artmıştı. Çunku; Tahir Seramik ilk mamulunu uretecekti. Butun bu çalışmalar içerisinde en buyuk yardımcım, sağ kolum bu gunlere gelişimde en çok katkı sahibi olan ve şu anda Çanakçılar Seramik A.Ş.’nin Gökçebey’deki seramik fabrikasının ortağı ve yönetiminde olan Sezai Çanakçı’dır. Bu arada ilk uretimle ilgili olarak bir noktayı anlatmak istiyorum. İlk mamulumuz, fırından alındıktan hemen sonra mamul uzerindeki puruzun sıyırması sonucu Sezai elini kesmişti.İlk uretimimiz olan böyle de anısı bulunan banyo askılığını daha sonra oluşturacağımız muzede sergilemek uzere saklıyorum.
- İlk uretime başladığınız dönemden bahseder misiniz? Nasıl bir çalışma ortamınız vardı?
İlk işe başladığımızda 1986 yılında kendim de bizzat uretimde çalışarak 16 arkadaşımla birlikte uretimi surdururken diğer taraftan bu sektörun devleri arasında pazarlamayı da ben yapmak durumundaydım.
-Bugunlere gelebilmek için çok çile çektiniz yani…
Evet… Hani derler ya ‘Bu gune geldim ama çok çile çektim.’ Ben gerçekten çok çile çektim.
- O dönemde kredi anlamında bankalarla çalıştınız mı?
Hatta, öyle bir dönem geldi ki işin kapasitesini buyutmek aynı anda hammadde tahmininde bulunmak oldukça yuksek sermaye birikimini gerektiriyordu. O gunlerde bu durumu aşabilmek için Halk Bankası’ndan çok buyuk destek gördum.1987 yılında o gunun parasıyla 30 milyon lira kredi kullandım o da yetmedi çok sıkışık olduğum anda ilk mamulumu pazarladığım ilk muşterim olan Samsun’lu iş adamı SİMPA A.Ş.’nin sahibi Köksal Ersayın ile telefon konuşmasında sıkıntıdan bahsedince bana mal siparişi olmadan yani karşılıksız hesabıma 7.5 milyon para yatırmış olması bugunlere gelişimizdeki önemli etkenlerden birisidir. Hani derler ya; Muşteri velinimetimizdir. Ben de bu gerçek bir ilke ve yaşanmış ve yaşanmaya devam eden bir gelenek olmuştur.
- Yani muşterilerinize bakış açınız çok farklı…
Evet. Muşterilerim benim finans kaynağım. Öyle de olmaya devam edecek. 400’e yakın muşteri portföyumdeki her bir firma ile aynı ilişki devam ediyor. Onlara olan minnettarlığım hiçbir zaman kaybolmadı.
- Bildiğim kadarıyla Ereğli Organize Sanayi Bölgesi (OSB)’nde ilk yer alanlardan ve yukumluluklerini yerine getiren çok az sayıdaki firmalardan birisisiniz…
Bu arada istemesek de buyumek, uretimi artırmak zorunda kaldık. Bu işin fabrikasyon uretime dönuşmesi kararını almak zorunda kaldık. 16 Nisan 1996 yılında da bu karar gereği OSB’den önce 17 dönum civarında yer aldım. Daha sonra OSB muduru Huseyin Kocaturk’un ısrarları ile yerimi yaklaşık 30 dönume çıkardım.
- Aradan geçen uzun zamana rağmen hala yeriniz teslim edilmedi…
O gunden bu yana OSB’nin bize vaatlerini dinledik durduk. Kısa surede bize teslim edeceklerini söylemeleri nedeni ile fabrika için ayrı bir yer duşunmedik. Ancak; hala bekliyoruz, artan muşteri kapasitemiz uretiminde aynı anda hatta daha fazla gerçekleştirilmesi gereğini ortaya çıkarmıştı. Bu noktada çaresizlik içinde bir sureliğine Kışla’daki kendi binamıza, 1999’da taşınmak zorunda kaldık.
- Ekonomik krizden ne kadar etkilendiniz? Yada sizi zor duruma sokan nedenlerin başında ne geliyordu?
Ülkenin geçirdiği krizden kısmen de olsa etkilendik. Geçici personel kısıtlamasına gittik. Aslında krizden etkilenişimizin esas nedeni fabrikamızı kuramamış olmamızdan kaynaklandı. OSB’deki fabrikamızı kurabilseydik başlangıçta 150 civarında personel istihdamı olacak o oranda da uretimimiz artmış ve ulkemize katma değer yaratmış olacaktık.
- OSB’ye yatırımcı gelmemesinin başlıca nedeni nedir?
Sen hiç dolar uzerinden arazi tahsisi yapıldığını duydun mu; ben duymadım. Bu uygulama OSB’nin önundeki en buyuk engel olmuştur. İlk toplantıyı hatırlıyorum parasal konular gundeme gelinceye kadar herkes ‘bana da bana da’ deyip hem de 200-300 dönum yer talep ediyordu. Eğer, OSB bu duruma kadar da gelebildiyse bunda en buyuk pay sahibi OSB muduru Huseyin Kocaturk’tur. Kendisine teşekkur ediyorum. Bana Çaycuma, Samsun, Denizli OSB’lerinden bedava sayılabilecek yer tahsisi teklifinde bulundular. Hayır dedim. Ereğli OSB’de yerimizi versinler işimize bakalım.
- Ereğli OSB’de kuracağınız fabrikada hangi tur urunlerin uretimine ağırlık vereceksiniz?
OSB’de kuracağımız fabrikada AKRİLİK Banyo Kuveti ve JAKUZİ uretiminin yanı sıra fayans çimentosu, Flex yapıştırıcı, Derz dolgu, Su yalıtım harcı, Tamir harcı, Palimer katkı harcı, Sağlık yapı gereçleri, Akrilik kuvet, Duş teknesi, hidro masaj sistemleri ve lavaboları ile hidromasajlı sistemlerin pompa, elektronik devre, su ve hava jetleri ve diğer aksesuarları son teknoloji kullanılarak İtalyan bir firma ile ortak yatırımımız olacak ve mamulleri dunya ulkelerine ihraç edeceğiz. İşadamı olarak yerim olsun da dağın başında olsun yeter ki alt yapısı olsun. Ben bunu bilirim.
- Muşterilerle ve personelinizle birlikte çalışma sisteminiz nasıl?
Durustluk çok önemli, personel içinde aynı şey geçerli. Örneğin; 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinden sonra Adapazarı, Bolu ve Duzce çevresindeki muşterilerimizle diyaloğa girerek, tek tek ziyaret ederek taleplerini değerlendirdik eski alacaklarımızı istedikleri gibi taksitlendirdik ve erteledik, istedikleri ödeme tablosundan mal takviyesinde bulunduk.
- Çalışma ofisinizde balık, maymun, bıldırcın, iguana gibi çeşitli hayvanlar göruyorum bu hayvan sevgisi nereden geliyor?
Hayvan sevgisi aileden gelen bir gelenek. Hayvan sevgisi bambaşka bir şey. En buyuk hayalim Allah nasip ederse OSB’deki fabrika arazisinin buyuk bir bölumunu botanik hayvanat bahçesine dönuşturup içerisinde çeşitli hayvanları barındırabilmek. Kıskanç isminde bir maymunum var bunun yanında geçtiğimiz gunlerde İsmet ve Ali isminde iki ayı yavrusunu Aktaş ve Bağlık bölgesinde doğaya serbest bıraktım.
- Son olarak söylemek istedikleriniz?
Olay gazetesi olarak sizlere, bana bu olanağı sağladığınız için teşekkur ediyorum ve sizi kutluyorum. Yerel gazetecilikte başlattığınız bu tur çalışmalar inanın bizler uzerinde teşvik anlamında etki yaratıyor. Son bir şey söylemek istiyorum benim Ereğli sevdam var, bu sevda bitmez…
RÖPORTAJ NOTLARI;
* Ülkemizdeki en buyuk eksiklik kolektiflik (ortaklık) kulturunun gelişmemesidir.
* Hammaddenin % 70’ni Turkiye’den, geri kalanını yurt dışından temin ediyorum.
* Üretimde hep kaliteyi ön planda tuttuk. Bu piyasada 500-600 derecede pişen mamuller var ama biz bu işin gerektirdiği 1200 dereceyi hiç bozmadan bugunlere geldik. Bunun da karşılığını hep aldık.
* Seramikte 500-600 derecede pişen ile 1200 pişeni ayırt etmek zordur. Bizce malum basit testler vardır. Bu bir meslek sırrı ama vatandaşın aldanmaması için bunu açıklamakta sakınca yok. Seramik malzemenin uzerine murekkebi surun, kılcal damarlar oluşuyorsa kalitesiz demektir.
* Sigortasız işçi kesinlikle çalıştırmıyorum. Çalıştırmam da çunku; daha önce tecrube yaşadım.